Seccade Hangi Kumaştan Dikilir? Bir Genç Yetişkinin Duygusal Yolculuğu
Bir Seccade, Bir Hafıza
Kayseri’nin sıcak yaz akşamlarında, evde yalnız başıma otururken aklıma gelen ilk düşünce, yine o eski seccademi hatırlamamdı. O seccade, bana sadece namaz kıldığımda eşlik eden bir parça kumaş değil, aynı zamanda geçmişimle bağ kurmamı sağlayan bir hatıra, bir yaşam kesiti gibiydi. En eski anılarımda bile, annemin bana “Hadi, seccadeyi ser” dediği sesini duyar gibi oluyorum. O an, genç bir çocuğun içindeki saf heyecanla, seccadenin altına serdiği o yumuşacık kumaşın üzerinde dua etme düşüncesi bile beni nasıl huzurlu yapardı, tarif edemem. Bir yetişkin olarak ise, bu seccade bana sadece manevi bir değeri hatırlatmakla kalmıyor, aynı zamanda “seccade hangi kumaştan dikilir?” sorusunun ardındaki gizemi çözmem için bir yolculuğa çıkmamı sağlıyor.
Bir Annenin Sevgisi, Bir Kumaşın Gücü
Benim annem, geleneksel el işlerine her zaman çok düşkündü. Her şeyin en iyisini, en ince detayına kadar yapmak isterdi. Bir gün, çocukluğumun en sıcak yaz akşamlarında, annem bana “Bunu senin için yapacağım,” demişti. O gün, seccademi bana göstereceği günü hatırlıyorum. Kendi elleriyle, el emeğiyle diktiği seccade, sadece bana olan sevgisinin ve özverisinin bir simgesi gibiydi. Ancak işin içinde çok daha fazlası vardı. Kumaşın, dokusunun bir anlamı vardı. Annem, seccadenin hangi kumaştan yapılacağını yalnızca güzel olması için değil, dini vecibelerime sadık kalmamı da sağlayacak şekilde seçmişti.
Annem, her zaman pamuklu kumaşların daha uygun olduğunu söylerdi. “Pamuklu kumaş, hem sağlıklı hem de kolayca serilebilen bir yapıya sahip,” derdi. Fakat, ben o gün, bu basit kumaşın ne kadar derin anlamlar taşıyabileceğini henüz anlamamıştım. Ancak zamanla fark ettim ki, bazen bir kumaş, ruhu dinlendiren bir dokunuş gibidir. Her tülü, her ipliğiyle bir anlam taşır; tıpkı hayatımızda aldığımız her adım gibi.
Hikâyenin Başındaki Gizem
Bir gün, kendi seccademi dikmeye karar verdim. Hedefim, sadece annemin sevgisini, ona duyduğum minnettarlığı bir kumaşa dokundurmak değildi. Aynı zamanda, içinde bulunduğum dönemin bana yüklediği sorumlulukları da seccademe işlemek istiyordum. O zaman bir farkındalık doğdu içimde: “Seccade hangi kumaştan yapılır?” sorusunun cevabı, aslında hayatı nasıl yaşadığımıza dair bir yansıma gibiydi.
Pamuklu kumaş, yumuşaklığı ve hafifliğiyle kalbimi huzurlu yapıyordu. Ama bir de zengin ipliklerden yapılmış ipek kumaş vardı. Onun parıltısı, adeta insanın ruhunu aydınlatan bir ışık gibiydi. Ama ne pamuklu kumaşın sadeliği ne de ipeğin ışıltısı… İkisinin birleşimiyle kendi iç yolculuğumu yansıtan bir şey ortaya çıkmalıydı. Bu seccade, annemin bana öğrettiklerinin bir tezahürü olacaktı.
Günlerce düşündüm. Pamuk, sade ama güven veren bir kumaş, ipek ise zarif ve anlamlıydı. Bir gün, annemin sesini duydum sanki; “Her şeyin bir dengesi vardır, evlat.” O an, ikisini birleştirmenin doğru olduğuna karar verdim.
Gözlerimdeki Umut
İlk kez bir şeyler yaratma süreci içinde, bana büyük bir heyecan ve umut hissettirdi. Benim için, sadece kumaşlardan bir şeyler dikmek değil, aynı zamanda bir kimlik oluşturma süreciydi bu. Çalışmalarımı tamamladıktan sonra, seccadeyi ilk kez gözlerimdeki ışığı görmek için yere serdim. Pamuk ve ipek, birbirini tamamlayan iki dünyayı temsil ediyordu. Her iplik, geçmişin acılarını ve neşelerini birleştiriyor; her dikiş, annemin bana öğrettiklerini hatırlatıyordu.
O an, seccadenin sadece fiziksel bir anlamı olmadığını, ruhsal bir yolculuk olduğunun farkına vardım. Kumaşın, düşüncelerin, duyguların iç içe geçtiği bir dünyada var olması, bana derin bir huzur ve içsel bir tatmin sağlıyordu. Duvarda asılı eski fotoğraf albümleri, bende hissettirdiği duyguları seccadede görmek istemiştim. Adeta zamanla elden geçmiş, geçmişin gölgeleriyle dans eden bir hatıra olarak şekil almıştı.
Sonuçta Neredeyiz?
Seccade hangi kumaştan yapılır sorusu bana, sadece bir kumaş seçimi kadar basit bir şey olmadı. O an, bir anlam bulmaya başladım; bir kumaş, hayatımızın nasıl şekillendiğini anlatan bir dokunuştur. Hangi kumaş, hangi dikiş, hangi renk… Bunlar, benim içsel yolculuğumu oluşturan, beni ben yapan ögeler gibi. Seccade, tıpkı hayattaki diğer her şey gibi, zamanla dokunan, üzerine duygular eklenen, sabırla şekillenen bir şeydir.
Kayseri’nin sıcağında o eski seccadeyi serdiğimde hissettiğim duyguyu anlatmak zor. Ama o zaman şunu fark ettim: Bu yolculuk, sadece kumaşları değil, hayatı da birleştiriyor.